12.11.2009

Tahta Kutu - Gümüşsuyu-Nişantaşı-İstinye




13 Kasım 2006'da başlayan bu aşkta geldiğim en son nokta ona bu zamana kadar olan bütün konuşmalarımızı,mesajlarımızı,msn konuşmalarını kağıda döküp,tahta kutunun içerisinde gül yaprakları ve çikolatalarla vermek olacaktı. 2007 yılı sanırım güzel sanatlarda en çok ilerlediğim yıl olmuştu,etrafımdakiler her hafta ya bir sandık ya kutu ile ofiste yaptıklarımı merakla izliyorlar,sanırım biraz da halime acıyorlardı.19 nisan 2007,bu tarihi kendisine 3 hafta evvel söylemiş ve o akşamını ne olursa olsun bana ayırmasını istemiştim.Aslında aklımdaki fikir ona bir müzik kutusu vermekti.O yazışmalarımızı okumak için kutuyu açtığında fonda historia de un amor çalacak ve kutunun içinde onun fotoğrafı kazılı olacaktı.Kutunun siparişini bir ay evvel vermeme rağmen ne yazık ki kutu istediğim gibi olmadı ve son gün içimde bir telaş iş çıkışı Nişantaşına koştum. Önce sokak arasında bir dükkanda istediğim kutuya benzer bir kutu yakaladım,hemen ardından kapanmadan Nişantaşı Vakko'ya koşarak o sevdiğim çikolatalardan aldım. Her uğradığım dükkana kapanırken yetişiyor adeta hayır bu gece başaracağım diyordum. Son durağımız olan çiçekçide kutunun süslemesini tamamladım ve gecenin sonunu bekledim. Önce arabasını aldığını zannettim ama sözünü unutmamış.Dönüş yolunda içimde heyecan birşeyleri belli etmemeye çalışıyor,günlük sohbetler yapıyordum. Evine geldik ve tam arabadan inerken ona "Torpidoda bir paketim var verebilir misin?" dedim. O an kutuyu görünce yüzündeki şaşkınlığını dün gibi hatırlıyorum.Tam neden,ne gerek vardı diye sormadan elini tuttum ve "ben bir ay kadar olmayacağım". dedim. O anda joy fm'de "historia de un amor" şarkısı çalmaya başladı,sanırım heyecandan ikimiz de bayılacaktık."Yok artık bunu da mı ayarladın?" dedi,gülüştük.Elini daha da sıkıca tuttum ve ona sadece düşün dedim.O gece onu sordum, "biriyle hatta onunla birşey olursa ilk sana söylerim."dedi.Keşke hiç sormasaydım. Dönüş yolunda içimde mutluluk,heyecan,karmaşıklık ve en dolusu aşk eve vardım.Yolda bana attığı mesajda şu şekilde yazmış"Sen hiçkimseye benzemiyorsun..."Evet,sanırım onu sevdiğim kadar artık kimseyi sevemeyeceğim.O gece sanırım bu hikayenin iki ay kadar daha uzamasına yaradı,burda olmadığım süre boyunca gerekli gereksiz konuşmuş olduk. Neye yarar? Hayat garip tesadüflerle dolu,peki artık bana yapacak ne kaldı?Sadece buralardan çekip gitmek onun olmadığı her ne yer olursa... Bu anlamsız kalabalıktan çok mu bunaldınız,alın biranızı ve sahildeki bir banka gecenin bir vakti oturun,kendinizi dinleyin. Bogaza bakarken onun size bir an acı,bir an mutluluk veren gözlerini düşünün,biranız bittiğinde onu da bitirin ve hayata dönün. Onu çok fazla bile düşünüdünüz,emin olun o sizin onu düşündüğünüzün yarısını bile asla düşünmedi... Herşeye rağmen hayata devam,bir gün beklemediğiniz bir an ve yerde kapınızı çalarsa şaşırmayın, aşk bu, geliyorum demez...

4.11.2009

Tahta Sandık- Smyrna Cafe- Cihangir


Onu bu zamana kadar affedemeyeceğim tek konu beni onunla aynı ortama defalarca sokmasıydı hem de bile bile... O gece de aynı hareketi yapmış ,beni çileden çıkarmıştı. O akşam ilk defa arabasına binmiştim. Bir hafta evvel yaptığım kazadan sonra bu sefer ondan beni eve bırakmasını rica etmiştim,dönüşte geç kalmamak için acele ediyordu ki gözlerimden aslında onun için bir hazırlık yaptığımı anladı."Keşke daha evvel söyleseydin,insanlara işim var der hemen giderdik ama geç oldu şimdi." Dedi.Israrım sonucu Taksim'in,oradan Cihangir Smyrna'nın yolunu tuttuk. Yolda babası aradı. "Merak etmeyin,Mois yanımda,eve bırakıp geleceğm " dedi. Ona gezinin ikinci kısmında yazdığım bütün mektupları ve hediyeyi gündüz bir saatlik yemek arasında hızlıca eminönünden aldığım sandığın içine koyup oradan da Smyrna'ya teslim etmiştim.Eğer olabilseydi,yemek sonrasında içinde mektuplar,Şirince köyünden gelen şarap ve birkaç hediye ile birlikte masaya gelecekti.Kafeye vardığımızda arkadaşlara kalamayacağımızı belirtip,hemen sandığı arabanın arkasına koymalarını rica ettim.Önce ne olduğunu,neden geldiğimizi anlamadı...Teypte çalan cd'yi ona verdiğim cd olduğunu zannedip aldım,ama o bir başkasının hediyesiymiş!! Bu arada smyrna café gerek personeli,gerek yemekleri ile bir cihangir klasiği, hele bilmeyen için haftarası bir akşam yemeğinde neo-klasik tarzıyla size Çukurcuma havasını en iyi şekilde hissettiriyor. Zaten sevdiğim insanları her zaman ilk bildiğim,beni tanıyan yerlere götürürüm,buralarda kendimi daha iyi hissediyorum,en azından sürpriz yapacak kişinin ben olacağını biliyorum.Sandık arabada arka koltukta evimin sokağına vardık,biraz ilerde durdu,nasıl döneceğini anlattım.İnerken sandığı almıyormusun diye sorduğunda,ona ait olduğunu söyledim.Şaşırdı ve gülümsedi.Eve döndüğümde o sandığı sadece vermek zorunda olduğum için verdiğimi biliyordum. Sonradan konuşmalarımızda hediyelerimin kendi özel sandığında özel bir yeri olduğunu anılara ne kadar önem verdiğini söyledi . Keşke o gece sandığı da benim hislerimle birlikte çöpe atsaydı ,şarabı da sevgilisi ile içseydi. O gece smyrna'nın içinde olduğu tek başarısız geceydi,oysa bundan evvel çok mutlu zamanlarım olmuştu o cafede,en son bir bu anı kaldı aklımda,o yağmurlu gece ve smyranın önünde durduğumuz beş dakika...O günden sonra bir daha Smyrna'nın tadı da bir daha aynı olmadı,bir dahaki gittiğimde arkadaşlar "ee abi ne oldu,hediyeyi verdin mi ? dediklerinde,diğerleri gibi onlara da sadece evet dedim konuyu kapatmaya çalışır şekilde gülümseyerek..." Bana bir yazısını yollamıştı ilk zamanlarda,başlığında "unexpected love " yazıyordu,kim bilirdi ki benim yaşadıklarımın aslında unexpected love olduğunu? Şu an ise en kötüsü onu görmemek için en zevk aldığım yerlerden,zevklerden vazgeçmeye hazırlanmam,aslında gitmesi gereken ben değilim,o başından bana bırakmanı istemiyorum demişti,bunu derken bile o kararının son kararı olduğunundan bir o kadar emindi ki, peki ya ben ? Yeter artık bu işkenceye dayanamıyorum...